Geçen ay 2 haftalığına Ankara'daydım ve şansıma geceleri tez yazarken, kahkahalarla gülmemi sağlayan ve beni zinde tutan yegane grubun konseri vardı. Tez yazarken manevi destek çok önemli öyle demeyin. Ben bir ay öncesinden kardeşime "Beril bak, sen git biletleri al, kalmaz malmaz." diye baskı yapmaya başlamıştım. Hollandalı olmuşum, yoksa Ankara'da biletin tükendiği nerede görülmüş. Sağlam kazıklara bağlanan sağlam eşekler durumu. Neyse konser benim için pek de güzel geçmedi ama gruptan ötürü değil. Alışmışım Hollanda'da en önden ve ezilmeden izlemeye. Hatta naif bir şekilde süper fotoğraflar çekeceğimi düşünüp bütün gün zebellah makinemi yanımda taşıdım, b*k vardı. Zaten mekanı deli gibi doldurmuşlar hareket etmek imkansız. Öyle olunca konserin bir kısmını dışarda geçirdik.
Neyse konser bitti sonra dışarıda oturuyoruz, grubun tek erkek üyesi* olan Galvaniz hanım da (ilk isminizle hitap ediyorum, yanlış anlamayın samimiyetimden) bizim gibi oturuyor. Gittim konuştum. Ya bende bir yırtıklık gelişti son yıllarda, yaşla alakalı herhalde. Eskiden konsere gidince "Siz sahnede olabilirsiniz ama bak ben sizden daha kuulum daha havalıyım" gibi bir moda giriyordum. Sanki ben adamları değil de onlar beni izlemeye gelmiş gibi tripler, baya ergence. Neyse aslında çekingenliğimden öyle oluyordu biraz da, adamların gözünün içine bakmaya zorlanıyordum çünkü. Onların benden üstün olduğunu düşündüğümü çaktırmama çabası da olabilir pek tabi. Neyse ama bu Hollanda memleketi beni konserlerde en öne geçen, sahnedekilerin gözünün içine içine bakan, pişkin birisi yaptı. Herkes eşit değil mi sonuçta? Hatta bazıları daha eşit. Böyle istiyorum ki gerçekten çok sevdiğim grupların, sanatçıların yanına gidip "Süpersiniz olum, harikasınız, ne iyi de yapıyorsunuz, çogda güzel oluyo, hep yapın, hiç durmayın, yürüyün be aslanlarrrım!" demek istiyorum. Bilsinler sevildiklerini. Ama öyle ben sizin hayranınızım s*çsanız severim muhabbeti değil yani. Harbiden içimden geliyor yanaklarını sıkasım öpesim geliyor. Benim için hayatı güzelleştirdiklerini bilsinler istiyorum. Neyse gittim ben bu Galvaniz hanımın yanına. Müziklerini ne kadar sevdiğimi, Hollanda'daki bir grup garibanı müzikleriyle nasıl da mutlu ettiklerini falan anlattım. Hollanda'da ne işim olduğunu sordu. Dedim, doktora yapıyorum. Sonra basçı geldi, onunla da konuştuk. Sonra uyudum falan, günler geçti.
Bir kaç gün önce o anları düşünürken çok acayip bir şey fark ettim. Yani normalde doktora yapmak, temel bilimlerle uğraşmak çok havalı bir şey bence. Doğanın nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak yaşlanmak bence süper bir hayat seçimi falan filan işte. Ama nedense orada doktora yapıyorum derken yüzümde Hasan amcanın, komşunun oğlunun ODTUye girdiğini öğrendikten sonra "Bizimki de seneye artık" derken takındığı ifadeyi gördüm. Anladınız di mi? Ulan hani süperdi, hani havalıydı. Fıııııııs. Noluyor be, bir şarkıcı görünce söndü bütün havan. Yani düşününce, kimse benim makalelerimi hep bir ağızdan okumayacak. Bir iki kere alkışlanırım belki ama o da büyük ihtimal sunum sonrası zorunlu alkışlardan olacak. Bilim dünyasının minnacık bir kitlesi dışında kimse adımı duymayacak. Bir Einstein bir Watson bir Crick olamayacağım. Tanımadığım kimseyi yanıma gelip de "beni çok mutlu ettin" dedirtecek kadar mutlu edemeyeceğim. Konserden sonraki günlerde de yahu ben neden sanat okumadım, tüh, tiyatro okusaymışım (grubun üyelerinin bir çoğu gerçek hayatta tiyatrocu- müziği hobi olarak yapıyor), başarılı olur muydum gibi daraltmaya başladım çevremdeki insanları. Yani tiyatroya karşı bir ilgim olduğundan değil, ortaokulda bir oyunda oynamışlığım var hani gerçi, peh peh. Baya tek kişilik bir tiratım bile vardı (nasıl da jargon kullandım ama, iş var bende dedim ben). Küçümsememek lazım, yaşken eğiliyor yetenek dediğimiz. Ama yani üniversitede en yakın arkadaşlarımdan biri Tiyatro topluluğundayken hiç de aklıma böyle bir şeyler gelmemişti. Aman canım n'apalım olsun bence bilim de hala havalı bir şey.
Biraz daha düşündüm sonra. "İllaki ben bunu olmak istiyorum tüm hayat gayem bu." diyen insanlara her zaman özenmişimdir. Nasıl oluyor bu ya? Bir insan nasıl hayatı boyunca ressam ya da gazeteci olmak ister ki mesela? Bu nasıl bir kararlılık. Kek gibi (grubun bir şarkısından alıntı yaptım-alay değil ha yanlış anlaşılma olmasın). Genelde böyle tipler zaten böyle entel meslek istiyor oluyorlar. Şimdiye dek, "doğduğum günden beri hep mühendis ya da bankacı olmak istedim" diyen biriyle karşılaşmadım. Ben maymun iştah kişisi hayatımın her dönemi farklı bir şey olmak istedim. Çok değişken bir yapıya sahibim. Bu grubu ilk dinlediğimde onları da pek sevmemiştim mesela. En meşhur şarkısını dinletmişti kardeşim. "Bu ne be, saçma sapan" demiştim. Ama sonra başka şarkılarını dinleyince kanım ısındı baya. Ve o en meşhur şarkılarının da konserlerde süper gittiğini aslında şakalarla komikliklerle dolu bir şarkı olduğu için konserlerde doğaçlamasını dinlemenin daha makbul olduğunu anladım. Yani bu zaten çok rastlanan bir durumdur. Bir albümü ilk bir dinlersin "ne kötüymüş" dersin sonra sonra vazgeçilmezin olabilir yani. Ben de eğer ilkokuldan beri istediğim şeyi olmak isteseydim bugüne bugün bir Asena, Tanyeli falan olmam lazımdı. Babacım sağ olsun, annemle anneannem her rakı sofrasında beni masa üstüne çıkartıp göbek attırırken "indirin şu kızı masadan, tebe tebe" diye isyan ederdi hep. O dönemlere ait tüm fotoğraflarda bir rakkas geldi meydane havası içindeyim. Ama çok seviyordum ya ben göbek atmayı, yaptığım işi iyi de yapıyordum aslında. Bir ara çok ünlü bir göbek atma kaseti vardı. Kapağında yeşil kıyafetli üç kadın vardı- mezdekeydi hatta galiba. İşte ben o kasetin şarkılarının sözlerini bugün duysam söylerim ezbere.
Ama heves denilen şey çok acayip. Bir saat önce istediğin şeyi bir anda istemeyebiliyorsun. Ya da tam tersi, ben bolca tam tersinden yaşıyorum. Üniversitenin ikinci sınıfında okurken, ciddi ciddi bu işleri bırakıp, güzel sanatlarda okumayı aklıma koymuştum mesela. O hikayeyi de şurada azıcık anlatmıştım. Şimdi mesela Hollanda'dan sonra yerleştiğim şehirde bir tiyatro kulübüne yazılacağım sanırım. Bir şeyler öğrenirim en azından, illa işin ehli olmak gerekmiyor ki. Di mi gözünü sevdiğim Türkiye eğitim sistemi?!
Ama heves denilen şey çok acayip. Bir saat önce istediğin şeyi bir anda istemeyebiliyorsun. Ya da tam tersi, ben bolca tam tersinden yaşıyorum. Üniversitenin ikinci sınıfında okurken, ciddi ciddi bu işleri bırakıp, güzel sanatlarda okumayı aklıma koymuştum mesela. O hikayeyi de şurada azıcık anlatmıştım. Şimdi mesela Hollanda'dan sonra yerleştiğim şehirde bir tiyatro kulübüne yazılacağım sanırım. Bir şeyler öğrenirim en azından, illa işin ehli olmak gerekmiyor ki. Di mi gözünü sevdiğim Türkiye eğitim sistemi?!
Yani diyeceğim o ki, tiyatro, sahne, müzisyenlik falan çok havalı da, her mesleğin de kendine göre zorlukları var be kuzum. Yaptığınız işi sevecek kadar lüksünüz varsa bırakın havanız eksik kalsın.
MOR 05'2012
DN. Bahsettiğim grubun adı Büyük Ev Ablukada. Bence baya meşhur olacaklar çünkü solistleri ünlü bir dizide oynuyor bir de zaten grubun demirbaşlarının hepicüğü tiyatrocuymuş, çok havalı olmakla beraber önleri de açık yani, onu şeyediyim dedim.
*bir kaç tikatli okuyucu, hanım ve erkek üye kombinasyonuna takılmış, bakınız buraya, radyo eksen programında böyle hitap ediliyor kendisine.
DN. Bahsettiğim grubun adı Büyük Ev Ablukada. Bence baya meşhur olacaklar çünkü solistleri ünlü bir dizide oynuyor bir de zaten grubun demirbaşlarının hepicüğü tiyatrocuymuş, çok havalı olmakla beraber önleri de açık yani, onu şeyediyim dedim.
*bir kaç tikatli okuyucu, hanım ve erkek üye kombinasyonuna takılmış, bakınız buraya, radyo eksen programında böyle hitap ediliyor kendisine.

